Perşembe, Ağustos 03, 2017

rio - 32

zaman geçti, sardunyalar sarardı ve büyük yeşilliklerle, limon ağaçları, yeşil orkideler, sırıtan sansarlar ve dirsek kemiklerinden boynuna doğru yürüdüğünü düşündüğü hamam böcekleriyle parkın ortasına vardı. güneş tepede, rom eksik ve kalbinin tam üstündeki yeşil taşlı broşun rengi küflenmekteydi. şeytan diye düşündü, aynı yerlerden, aynı hızla geçebilse, yanında olsa ve belinden tutup ileriye doğru ittirse, parkın engin yeşilliklerinin başlamadığı yerlerde, çalılıkların içinde ellerinde kalan son parayla alınmış içkiler ve tozlarla sevişiyor olurlardı. güneş ve ısırgan otları kollarını kesiyor, gözlerinin altında biriken ter damlaları göz yaşıyla buluşup yanaklarını yakıyordu, kum rengi saçlarının arasına adını bilmediği toz pembe dallar, at kestanesi polenleri, küçük bok böceği larvaları karışmıştı, taşımak zorunda olduğu yük giderek ağırlaşıyor, bacaklarına sardığı plastik paketler etini yiyor ve pantolon giymekten nefret ediyordu. vacio'yu geride bıraktığı düşüncesi aklına terlemiş, ıslak gömleğiyle seviştiği kadınların üzerinden kalkan manuel'i getiriyor, ağlamaklı oluyor ama kendini tutuyor ve yanan yanaklarına dokunuyordu. kendini bildi bileli hep amacı doğrultusunda gitmişti ama amacının ne olduğunu hiç bilememişti, amaç hep beelzebub'ları, taşları, çalıntı yüzükleri ve annesinden kalma eşarplarıyla bembeyaz bir bulutun içinde flu bir halde görünüyordu, hep vardı, oradaydı, ama ona varan yolda düşüp kalkmak, kadınlarla öpüşmek ve manasız şakalara sırıtmak, içmek ve aydınlanmak, krem rengi perdeleri olan odaların içinde yusyuvarlak bebekler öldürmek ve meyve bıçakları biriktirmek hep daha tatlı gelmişti. şimdi tatlılık yoktu, kesif bir idrar kokusu, hiç ötmeyen kılıç kırlangıçları, gece olunca beliren büyük gözlü turuncu baykuşlar ve ateş yakmaktaki beceriksizliği; önünde büyükçe, irisi olmayan gözlerle ona tepeden bakan bir canavarı andıran amacıyla karşı karşıya bırakmıştı. yol azalıyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder