Cuma, Nisan 17, 2009

ellis'e başka bir güzelleme


pembe uteruslardan çıkan kanlı bebekler, kasıkların açılmasına yardımcı olan oksitosinler, güvercinler ve arkalarında kuru ekmeklerle birlikte bıraktıkları koyu yeşil tüyler hakkında konuşmak üzere nüyork'un en tıknaz binasında yeşil etekli, vicodin gözlü kadınlar ve tekilalı gündoğumu kıvamında mükemmel ceket kesimleriyle ellerindeki minik topları havaya atıp tutan adamlar toplanmıştı. sanatın -ne ... sevdim zaten yoktular yahu!- neden var olduğuna dair en ufak bir fikri olmayan, ama getirilerinden -harikulade vanilyalı sabunlar, mavi çamların dikenli yapraklarının çıplak omuzlarına değdiği şampanyalı küvetler, iki defa baudelaire konuşunca yatağa atılmalar filan, en hoş şekillerde yararlanan, bedava kokteyller, yenmeyen karidesler, sonsuz kötü niyetli tebessüm edebilme imkanı, ki daha küstah, sonra daha küstah görünmek pek yakışıyor pahalı akşamdan kalmalıklara; gibi, bu defile insanları tam da burda, uzun dar ve beyaz duvarlı koridorun yüksek tavanına ve gümüş avizelerine bakarak titrek dudaklarıyla geveliyorlardı.



- kolyenin güvercinli pandantifi köprücük kemiklerini kalın gösteriyoraslında tam da normal doğumun doğaya doğru dönüşümümüzün müthiş bir metaforu olduğunu düşündürten bir roman okuyordum. burda bulunmak gerçek bir onur. sen ne düşünüyorsun?cabernet ve gece...gece...cabernet...oya'nın bilekleri su mu toplamış ki

-avizeler muhteşemmiş viktor. biraz kristallerini parlatmakta fayda var. oya bu arada terasımda güvercinler besliyorum. yok ya hayır kuru ekmekle değil, pardon bi tane daha alabilir miyim, birilerini öldürmeden yeterince havalı olunmuyor mu,

-piknik yapıyorduk evet. hayır ben hazırlamadım, istavritler fazla mı tuzluydu? akşam salt'ta. kalçalarım neden pantolona değiyortabi ki keyfim yerinde kuzum delirdin mi sen

bu insanlar yataklarından kalktıklarında limonlu sularla, hafif güneş ışıklarıyla, uçuyormuş gibi bir his yaratan varlıklarıyla rahatlıyorlar, nedendir bilinmez ama orta seviyede bir sinir birikimleri oluyor dirseklerinde ve saç diplerinde; ne kadar çok kahve içseler, ne kadar az konuşsalar da, boyunlarından sarkan kolyelerin çokluğu ve parlaklığı, ellerinin soğukluğu ve ojelerinin harika pembesi yerli yerinde bile olsa bir sinir harbi yaşanıyor, yüzlere geçirilen borges'le karışık espresso filan kokan kadın maskelerinden midir nedir, belmondo muhabbeti yaparken haşlanmış mısır yiyelim gibi eklektik saçmalarından mıdır bilinmez, kızgınlıklar ve lipitler dört bir yanlarını sarmış durumda. kırk ikinci caddeler, lacivert soket çoraplar, ilgi odağı olmalar, muhteşem kahkahalar atarken dirseğini kırıp dudaklarını elleriyle kapatmalar, hiç çıkış olmadığını, ve hiçbir zaman olmayacağını düşünmekten çekip çıkaramıyor bu a4 kadınları ve adamları.

-beni biri sevsin lütfenolur ben akşam uğrarım sana. begonvil aldım ama nasıl bakacağımı bilemiyorum. evlenmiş mi?gelen azap duygusunun verdiği kalp ağrısıyok bisikletle geleceğim. etek giydim. hıhı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder